MÜNÂZARA MI, CEDEL Mİ? | Lâlegül Dergisi

MÜNÂZARA MI, CEDEL Mİ?

MÜNÂZARA MI, CEDEL Mİ?

27 Ocak 2

Öyle bir zamana geldik ki, özellikle dini konularda herkes konuşuyor, eleştiriyor ve kıyasıya tartışıyor. Hiçbir dönemde olmadığı kadar sözler çoğaldı, sesler yükseldi. Televizyonlarda, sosyal medyada, hatta çarşı ve pazarda her yanımız konuşan, tartışan ve her şeyi bildiğini zanneden insanlarla doldu. Velhasıl biliyor görünmek günümü- zün geçer akçesi... Bilmiyorum diyen, bilmediğini kabul eden yok gibi… Hani bir söz var: “Cehâlet ne güzel şey, her şeyi biliyorsun” işte o misal. Zaten her şeyi bildiğini iddia etmek de ancak cahillerin işidir. Maalesef günümüzde âlim câhil birbirine karıştı. Etrafımız, usûl ve edep bilmez ama sorsan din alimi geçinenlerle doldu. “Cedel/tartışma hastalığı” herkesi istila etti. “Söz gümüş ise sükût altındır” atasözü gereğince konuşanın az dinleyenin çok olduğu günlerden, ağzı olanın konuştuğu, cedelleşip tartıştığı günlere geldik. Zaten insanın yaratılış itibarıyla tartışmayı sevdiği Kur’an-ı kerim’de de zikredilmiş ve: “İnsan tartışmaya çok düşkündür” (Kehf: 54) buyrularak, bu gerçeğe işaret edilmiştir. Cedel ile Münâzara arasındaki fark Günümüzde münâzara adına değişik platformlarda yapılan tartışmalar, İslam’a uygun bir şekilde değil, büyük ölçüde Aristo mantığıyla yapılmaktadır ki, buna münâzara değil cedel/diyalektik demek daha uygundur. Çünkü Cedel; hakkı ve hakikati ortaya koymak için değil, muhatabını cevapsız bırakıp galip gelmek için yapılan bir tartışmadır. Ayıp ve kusurların ortaya döküldüğü, hatta zaman zaman karşı- lıklı itham ve iftiralara kadar vardığı bir söz düellosudur cedel... Taraflar ilmi delillerle değil felsefeyle, mantık ve kelime oyunları yaparak birbirini susturmaya ve kendi fikrini benimsetmeye çalışırlar. Bu da, muhatabını ikna etmek bir yana, dostların dostluğunu azaltıp düşmanın ise düşmanlığını artırmaktan başka bir işe yaramaz. 

Mustafa Özşimşekler


Yazının tamamını Lâlegül Dergisi Şubat sayısında bulabilirsiniz. (Sayfa 58)


Yorum Ekle